Skip navigation

Tag Archives: poem

ferry

a song in my heart
the same one I sang
the day I was arrested
somehow girls loved in November tend to be wary and delicate
in the reflection of the leaves perhaps they seem to blush a lot
their eyelashes spray silver mists
water drips from their finger tips
their words dispersed by the winds they are all alone in death

Attila Ilhan Translated into English by Nilűfer Mizanoğlu Reddy

eskiler alıyorum

eskiler alıyorum
alıp yıldız yapıyorum
musiki ruhun gıdasıdır
musikiye bayılıyorum

şiir yazıyorum
şiir yazıp eskiler alıyorum
eskiler verip musikiler alıyorum.

bir de rakı şişesinde balık olsam

orhan veli

fish

Fernando Pessoa, 1888’de Lizbon’da doğdu. Yedi yaşından sonra, üvey babasının kon­solos olarak görev yaptığı Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Durban kentin de yetişti. Liz­bon’a döndükten sonra, dönemin yenilikçi dergilerinden, özellikle de modernistlerin yayın organı Orpheu’da yazdı ve akımın önde gelen estetik kuramcılarından biri oldu.  Portekiz edebiyatına dünya çapında önem ka zandırdı. 1935’te Lizbon’da öldü. Ben kendisi ile Brüksel Flagey meydanındaki heykeli ile tanıştım. Bu bölgede ve benim oturduğum mahallede Portekizliler yoğunlukta.

fernando pessoa

Kaleminden From a Notebook that Never Was yazısını ve Enis Batur çevirisi ile bir şiirini de paylaşalım:

i
bir kaçağım ben.
doğduğum günden başlayıp
el etek çektim kendimden,
kıldım beni bana dönek.

gerekliyken yorgun düşmek
aynı yerde olmaktan
neden yorgun düşmemek
kendine eşit olmaktan?

ruhum bende kendini arar
uzaklarda gezerim,
tanrı yardımcım olsun
ruhum beni asla bulamasın.

kafeste yaşamaktır biricik olmak,
ben olmaksa hiç olmamak.
kaçarak yaşayacağım hep -
iyi ya da kötü böyleyim çünkü ben.

ii
sayısız insan yaşar içimizde,
hissetsem de düşünsem de bilemem
kim düşünür içimde kim hisseder.
düşünceler ya da hisler için
yalnızca sahneyim ben.

ruhsa, birden fazla var bende.
b e n’ se benden daha fazlası.
herkes kayıtsız oysa
yaşadığım hayata:
susturuyorum onları,
kendim konuşurken.

hislerim, hissetmediklerim -
onlardan doğup da birbiriyle
çelişenler. farkına varmıyorum
hiçbir şeyin – yalnızca yaşıyorum ben,
olmak istediğime kimsenin bir sözü yok.

Paylaş: Facebook | Digg | Del.icio.us | Stumbleupon | Reddit | Blinklist | Twitter | Technorati | Yahoo Buzz | Newsvine

rose

İki duvar arasında
Sessiz, karanlıkta
Ağıtlanarak,
Yaşıyordu gül…

İçini söke söke
Örümcek avında
Kanat kanat
Gözlerini yummaya
Eriyordu gü…l

Taş duvar sım sıkı sarmıştı gülü
Yaralı taşlarla
Ötüşüp ötüşüp
Kanıyordu gül…

Taşduvar eriyip duman olunca
Dumanı koklayıp
Ölüyordu gül…

Khazar Ahmetnijadi

faytondan

Vurmuşum bu bedeni yine yollara
Üzerime gelen duvarlardan uzaklara
Hayaller ardımda yürürüm
Yürürüm, yürürümde gidemem bir türlü
Bulamam gitmek istediğim yeri
Tanıdık gelmez sokaklar
Sahile çıkar sanki her yolum
Döner dolaşır sahile gider ayaklarım
Dalgalara düşer gözlerimden yaşlar
Denize karışır yok olur

Karşımda bulurum Büyükadanın ışıklarını
Gecenin içinden göz kırpar sessiz sessiz
Dalarım geride kalmış günlere
Vapur iskelesinde üşüye üşüye seni bekleyişim
Ardı ardına yaktığım sigaralar
Ve sonunda gelişin acele yürüşünle
Gece bu, rüzgârı bile başka
Rüzgâr bile yorgunmuş sanki
Tatlı tatlı okşar yüzümü
Sanki o bile bilir içimdeki acıyı
Acıtmaz daha fazla, üşütmez ellerimi

Rüzgâr eser
Büyükada göz kırpar karşıdan silik silik
Ama hatırımda hala gidişimiz
Öyle bir gün yok, öyle bir sen yok
O günkü ben yok, o an ki mutluluk yok
Silinmez bir türlü içimden varlığın
Çıkmaz gitmez beni bana bırakmaz

Gece geçer, gün doğar çökmüş omuzlarıma
Ben hala sahilde
Büyükada hala karşımda silik silik
Ve hala seni hayal ederim, özleye özleye
Büyükada manzaralı köhne köşkümden
Karışır sigarama denizin tuzun kokusu
Kalkar giderim, giderim de
Ayaklarım bilmez nereye
Büyükada arkamda, elimde sigara
Ve yokluğun içimde hala

Seslenir Büyükada arkamdan, alay eder
Yarına yine beklerim diye
Gelirim derim bende sesizce
Nasılsa bu yokluk baki
Nasılsa bu ben adam olmaz
Yine gelirim yarına, elimde sigara
Yüreğimde sen, karşımda Büyükada

(şiir: Burhan Özkalgay)

Raylar

demir raylar uzundur
gurbet gibi..
acıdır ayrılığın en iyisi
her vagonda bir hasret saklıdır
her vagonda hüznün delisi

demir raylar gıcırdar
ağır yükler altında
hüznün çığlıkları gizlenir
rayların gıcırtılarında

demir raylar pas tutmaz mı
keşke pas tutsa
keşke raylar olmasa

keşke ayrılık olmasa

Aziz Akgün

raylar

Bazen sis çöker kaldırımları, sokakları saklar bizlerden… 2005 yılından bir fotağraf ve bir Metin Altıok şiiri.

sis

Özenle boyadım ipliğini sevginin,
Gidip de bulamamanın incinmiş rengine.
Sisi gümüş bir rüzgârla tepelerden eğirdim,
Dokudum yalnızlığın bu serin kumaşını,
Sesime ayrılıklardan bir gömlek diktim.
Ölümü tastamam ezberledim de geldim,
Dilimde bu buruk türkü tadıyla
Bilmem ki buradan nereye giderim.
Sonunda kendime bir top yangın edindim,
Soluğumla besledim dudağımın ucunda.
Ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
Örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
Yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla.
Koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,
Adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya.

iki gündür rahatsız olduğum için pek kaldırımlarımdan uzak düştüm. şu anki ruh halimi de aşağıdaki dizelerimle yansıtmak istedim…

bu günlerde, kaybolmak istiyorum kaldırımlarda,
kimsenin bilmediği, kimsenin beni tanımadığı bir yerlere gitmek istiyorum sessizce.
çocukların koşup saklambaç oynadığı çocukluğuma dönmek istiyorum,
belki de bir muz kabuğunun muzipliğinde serilip kalmak istiyorum kaldırımlarda.
kenarları yosun tutmuş taş kaldırımların canlanmasını istiyorum,
tanık oldukları tüm anıları bir bir anlatarak yansıtmasını bekliyorum kaldırımlardan.
bu günlerde, kendimi bir kaldırım gibi hissediyorum aslında,
üzerimde dolaşan o güzel ayakkabılar ile platonik bir aşk yaşıyorum sadece.

Kaldırımlar şiirinin ilk bölümünün seslendirilmiş videosu.

Kaldırımlar yalnızlığı çağrıştırıyor bende, işte bu nedenle Necip Fazıl KISAKÜREK’in Kaldırımlar başka bir anlamlı geliyor bana.

I

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi…

II

Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur…
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları…

III

Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan…

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 104 other followers