On yedinci. gün, ilk on günün sıkıntısı geride kaldı. Sabah 5 30 gibi burunsal senfoniler eşliğinde gözlerimi açıyorum. Bot kilidini söküp yatağın altına atıyorum, sular akmadığı için pet şişedeki içme suyu ile diş firçalamaya gidiyor, eşofman altını çıkarıp kamufulajımı giyiyorum. Güneş kremi ile burnumu, ensemi ve kulaklarımı kremleyip ağzıma bir pastil atarak botlarımı giyiyor, yatağımı uyduruk bir şekilde düzeltip merdivenlerden aşağı iniyorum… Rutin devam ediyor, yeminse yemin, atışsa atış hepsi geride kaldı. 35 kişi ile yatmaya devam ediyorum. Sanırım baydı, bu hafta Atam’ı da bol bol andık. Konferanslarda her çeşit pozisyonda uyuyabilme becerilerimi ilerlettim. Arazi olmayı da genelde başardım. Daha anlatacaklar vardır elbet, canım ister mi bilmiyorum. Şu an Türkçe pop destekli bir internet cafede çay içen şeklinde bağıran garsonlar eşliğinde bu postu girip biraz daha internette dolanıp Oscar’a kahvelemeye gideceğim. Oradan Susamlı’da öğle yemeği yiyecekmişiz. Sonra da çarşı izni bitecek…
Advertisement












