Bazı ülkelerde kaldırıma tebeşirlerle rüyalarını resmediyor küçük kız çocukları.
Bazı ülkelerde ise kaldırımlarda dileniyorlar.
Yine bazı ülkelerde ise…
Yazmayacağım vazgeçtim.
Monthly Archives: July 2008
Kaldırımlara kanlar dökülüyor, geçenin karanlığının çökmesi yüzlerce evdeki o derin matemi örtmüyor. İnsanlığını yitirmiş olanların çirkinlikleri rahatsız ediyor gözlerimizi. Tarih boyu bu topraklarda savaşlar, depremler, bir çok acı yaşandı. Benzemiyor dünyanın başka yerlerine ve belki de hiç bir zaman tam anlamı ile huzur olmayacak bizlerde. Yine de, insanlığın yitirilmesi sözün bitmesi…
Maribor sokaklarında kaldırımlarda kan yoktu. SOTP yazıyordu.
SOTP nedemek bilmiyorum, STOP mu demek acaba diye merak ettim. Sözlük SOTP kısaltması için şunları sıralıyor:
- SOTP Saturn Orbiter/Titan Probe (now known as Cassini-Huygens)
- SOTP Seat of the Pants
- SOTP Sex Offender Treatment Programme
- SOTP Shadows of the Past (California history reenactment group)
- SOTP Sheraton on the Park (hotel in Sydney, Australia)
- SOTP Sins of the Past (finance)
- SOTP Sound Of the Police (song)
- SOTP Sounds Of The Past (vintage motorcycle racing series)
- SOTP Speed of Thought Players (Providence, Rhode Island improv comedy group)
- SOTP Split Option Training Platoon
- SOTP State of the Planet (Science Magazine series)
- SOTP Stones Of The Past
- SOTP Sum of the Parts
Gündem olanca hızı ile değişecek belki, yeni manşetler çoktan atıldı kimbilir boyalı basınımızda. Güngören’de hayat bir şekilde devam edecek. O kaldırımlar temizlenecek belki granit taşlarla kaplanacak. Oysa kırmızı bir leke silinmeyecek beyinlerden üzerinde ne yazarsa yazsın.
Yakın tarihli arşivden sokak sanatı çalışmalarını paylaşacağım önümüzdeki dönemde. Slovenya bu konuda beni gerçekten etkilemişti. Maribor sokaklarında toplantıdan sonra otele doğru ilerlerken yerdeki balık şekilleri beni bir lokantaya çıkardı. O akşam balık yerine Türkiye özlemim nedeni ile cevapcici yemiştim. Bu arada dikkat ettim uzunca süre sonra ilk defa mavi Adidas Spezial‘larım yerine siyah kösele ayakkabılar ile yürüyordum.
Güne fırtınayla başladık. Sanki Brüksel’de şu an bir savaç var. Gökgürültüleri korkutucu sesler çıkartıyor. Koyu pastel renkli hava ise şakır şukur yağan yağmurun ardından grileşti. Benim için Türkiye vakti geldi gerçekten. Geri sayıma devam…
Johan Muyle Belçikalı bir modern sanatçı. Motor ile desteklediği heykeller yapıyor. Çalışmalarında iskelet ve robotları kıyafetler ile giydirip aksesuarlar ile süslüyor. Çoğu malzemeyi bit pazarlarından elde ediyor. 21 Eylül 2008′e kadar sergisi “Sioux in Paradese“i Brüksel Güzel Sanatlar müzesinde görmek mümkün. Ben de şehirde dolanırken bu serginin afişleri ile karşılaşmıştım. Muyle’nin heykelleri tam bir Belçika gerçeği, heykelin gözlerinden kesinlikle yağmur damlaları fışkırıyor!
Banksy’nin çalışmalarını büyük bir ilgi ile takip ediyorum. Metis ajandasındaki graffitilerinden yola çıkarak önce internette daha sonra da satın aldığım kitabı ile çalışmalarının çoğuna bakabildim. Acaba Brüksel’e hiç uğradı mı bilmiyırum. Sokak sanatının bir çok güzel örneğinin bulunduğu bu şehirde Banksy’i aramaya devam edeceğim. Benzer bir çalışma da şurada mevcut.
Bugün Belçika’nın milli bayramı. Başbakan dahil bir çok kişi neden 21 Temmuz’un milli bayram olarak kutlandığını bilmiyor. Aslında Belçika bağımsızlığını 1830′da kazanmış. Ama bir yıl sonra 21 Temmuz 1831′de Kral Leopold Belçika anayasasına bağlılığını ilan etmiş. Sürmekte olan politik kriz ile belki bu sene Belçikalılar tarihlerini öğrenmek için daha çok çabalarlar. Hmm ben ise evime yakın Saint Gilles frit-kot’una uğrayıp orgazmik patates kızartmasının keyfini çıkartabilirim.





















