Takipe devam. Bu sefer trafikte işaretleri izleyerek. Bu arada ilk defa güneş enerjisi ile çalışmakta olan bir işaret panosu gördüm. Yılın üçte ikisini güneşsiz geçiren gri bulutların başkenti için bu garipsense de buradaki üzeri açılan arabaların çokluğu nedeni ile pek şaşırtıcı gelmedi bana. Yine de bu pano trafik işareti için değil bir reklam/duyuru için kurulmuştu. Neyse takip etmeye devam edelim, bakalım nereye varacağız…
Monthly Archives: June 2008
Evet büyük gün gelip çattı. Böyle önemli maçlarda istatistikler daha çok hüsranı gösterse de umarım Türkiye bu akşam güzel futbol oynar ve bu sonuca da yansır. Dün laundry’den eve doğru adımlarken evlerin balkonlarından sarkan bayraklara dikkat ettim. Euro 2008 ile Brüksel’de yaşayan tüm yabancılar kimliklerini sergilemekteler. Evet her köşebaşında Portekiz bayrağı asılı ama tek tük Fransız, İtalyan ve dün yakaladığım gib Çek Cumhuriyeti bayrağı da görülebiliyor.
Bu arada Çek Cumhuriyeti bayrağı eski Çekoslovakya bayrağının aynısıymış. Çekoslovakya’nın dağılışı sonrası Slovakya kendine yeni bir bayrak uyarlarken, Çek Cumhuriyeti tarihî bağlardan dolayı bu bayrağı korumuş. Polonya ve Avusturya bayrağındaki beyaz ve kırmızıları içermesi nedeni ile mavinin katıldığı bir bayrak. Türk bayrağının yanında nekadar da basit kalıyor değil mi? Ne bir balkonum ne de balkonuma asabileceğim bayrağım var ama umarım bu akşam pencereden gökyüzüne mutlulukla bakıp aynı yıldızların altındaki ülkemdeki sevince ortak olurum.
Geçen haftaki fotoğraf serisini tamamlıyorum. Sibelga Brüksel’in elektrik ve gaz şirketi. Tekel artık diğer şirketlerin pazara girmesi ile kalktı ama Sibelga dağıtım işini sürdürmekte. İşte Sibelga trafolarından birindeki graffitiler ile jazz keyfi.
Bugün 13. Cuma. Hayır bugünle ilgili bir kaldırım maceram yok ama yine de benzer düşüncelere taşıyabilecek bir malumatım var. Geçen haftasonu Mortembeek’te Homer sokağında karşıma çıkan bir minibüs. Uzakta üzerindeki bayrak ve graffitilerle dikkatimi çekti. Yanına gediğimde üzerinde bir çok yazının yer aldığını gördüm. 2012‘de Tanrı’nın geleceğini duyuruyor. Maya takvimi 21 Aralık 2012′de sonlanacak ve bunun dünyanın da sonu olacağına inanılıyor. Gündemi kısa evrelerde yaşayan biz Türkler için 4 yıl sonrasını şimdiden düşünmek herhalde çok gereksiz değil mi?
Islak bir yaz. Mayıs ayındaki +30 derecelik yaz havasının ardından başlayan yağmur ve serin hava acaba Brüksel’de berbat bir yazın mı habercisi? Bilmiyorum, aslında masama kapanıp bol bol kafa yormam gereken çok iş olduğu için güneşin ortalarda olmaması belki de daha iyi. Yine de rahatsız edici oldukça yoğun yağan yağmur nedeni ile kocaman şemsiye, yağmurluk ile dolanmak, tshirt’le üşümek. Geçen haftasonu gezintimde de yağmurluydu hava ve Cuma günkü sırılsıklam oluşumdan aldığım ders ile hazırlıklıydım. Şemsiyenin altında şehrin hiç bildeğim bir noktasında yanyana dizili birbirinden şirin legosal evlerin arasında dolandım. Evler kadar şair ve yazarların isimlerinin verildiği sokak adları da hoşuma gitti. Homer‘in sokağı Shakespeare‘ı kesiyordu. Neyse işte bu sokaklardan birinde çok yaratıcı bir posta kutusu gözüme çarptı. Acaba Belçika’lılarda da meşhur eve uğrayan sütçü espirisi var mı? Bu ona mı bir gönderme yorumları size bırakıyorum.
Bugün Flamanca sınavımdan sonra 21 gibi eve yöneldim. Tramvay durağının merdivenlerini tırmanırken korna sesleri beni karşıladı. Barrier’de toplanan arabalar trafiği iyice tıkamıştı. Sabah şehri kaplayan gri bulutlar çoktan yerini batmamak da direnen güneşe bırakmıştı. Her nekadar Türkiye’nin maçının henüz yeni başladığını bilsem de acaba diye iç geçirdim ama arabalardan sarkan Portekiz bayraklarını görünce Portekiz’in yine kazandığını anladım. Sevindim normalde son derece sessiz olan sokakların bu şekilde şenlenmesine ve evin yolunu tuttum.
Ve az önce tamamlanan İsviçre Türkiye maçını BBC1′de güzelce takip ettim. Yağmurun altındaki mücadele ve muhteşem bir son on dakika. Ve bilgisayarın başına geçip bugünkü kaldırım maceramı da sahadan ve Avrupa Şampiyonasından sildiğimiz İsviçre’ye adamak istedim. Paradan para kazanan bu sözde tarafsız küçük ülkeyi hiç sempatik bulmuyorum. Brüksel’in sokaklarında gördüğüm nakit kredi kavramını geliştiren bakkaldan bozma finans kurumu ile Türkler’in de bu alanda faaliyet göstermesi hoşuma gitti. Kimbilir bugün futbolda devirdiğimiz İsviçre’yi bir gün de bankalarımız ile deviririz.
Okula adımladığım yolun üzerinde eskiden ikinci el giysi satan şimdi ise bir terzi dükkanı var. Vitrinin altı Digitürk Euro etiketleri ile kaplı. Gördüğümde dumur olmadım desem yeridir. Herhalde Avrupa’da Digitürk’e Lig TV nedeni ile abone olan kişiler bolca bulunuyordur ama bir terzide bunun işi ne anlayamadım.
Soğuk Savaş bitti. Şartlar çok değişik. O gün toprağa düşenler, bugün yaşasalar ne ve nasıl olurlardı, bilinmez; bilinemez demiş 68 kuşağından Cengiz Çandar.
“68″, yerleşik kurallara, dogmalara ve tabulara karşı bir “uluslararası başkaldırı” idi ve bugünün “68 ruhu” Brüksel’de tüketim toplumu ile şekil bulmuş sanki tram durağındaki reklamın üzerine yapıştırılmış afiş ile.





















