Geçen Cumartesi İspanyol bir arkadaşımın veda partisindeydim. Ev partisi, benim evime yaya olarak 10 dakikalık bir mesafedeydi. Sabah 6′ya kadar partiledik. Günün ilk trenine binmesi gereken bir arkadaşın Gare du Midi‘ye gitmesi gerekiyordu. Arabası olan bir arkadaş ile yola çıktık.
Ben yolu tarif edip yolda inecektim. Aslında çok basit, yokuş aşağı inen bir bulvar Midi garına ulaşıyor. Hislerim doğru yönde olduğumuzu söylüyordu. Yanımdaki bir arkadaşta benim evin hemen yanındaki Saint Gilles belediye binasını geçtiğimizi söyledi. İçimden bir ses yolun bukadar uzun sürmeyeceğini söylediği için ben indim ve arkadaşlara doğruca devam etmelerini söyledim. İniş o iniş kafamı çevirdiğimde sokaktaki evlerin hiç de benim mahalledeki gibi olmadığını yani üç dört katlı yanyana dizili evlerden çok bahçeli tek ya da iki katlı villaların olduğunu farkettim.
Evet Saint Gilles yerine Forest’in içindeydim, yani orman bölgesi. Tam aksi yönde kilometrelerce gitmiştik. Bana tanıdık gelen hiç bir şey yoktu ortalıkta ve güneş henüz doğmamıştı. İgüdülerime güvenerek adımlamaya başladım sessiz ve kimsesiz kaldırımları. Derken devasa termik santral gözüme çarptı. Kanalın diğer tarafında olan bu santralin yakınında olmamam gerekiyor diye düşündüm çünkü oldukça endüstriyel ve sevimsiz bir bölge. Biraz tedirginleştim derken karşıma siyah bir adam çıktı. Kendi kendine bir şarkı mırıldanıyordu bu Faithless’in solisti Maxi Jazz‘a benzeyen abimiz. Evet gerçekten ürkebilirdim artık. Adımlarımı hızlandırdım, arkamdan kimsenin gelip gelmediğini sık sık kontrol ederek. Hava parlament mavisini andırırken karşımda devasa bir mehtap duruyordu. Gözlerimi açık kapadım. Ay gerçekten bukadar büyük olabilir miydi? Yeryüzüne de oldukça yakındı. Cep telefonumu çıkararak bu anı ölümsüzleştirmeye çalıştım ve ardından karşıma tramvay hatlarının çıkması ile gülümsedim.
İki dakika sonra 82 numaralı tramvay önümde duruyordu. Tramvayın hangi yöne gittiğine dikkat etmeden atladım. Bir kaç durak geçtikten sonra halen yönümü çizememiştim. O ara Türk usulu vatman tramvayı kenara çekti
ve açık olan bir bakkaldan birşeyler almaya gitti. Döndüğünde kapıda tramın Midi yönüne mi gittiğini sordum. Evet dedi. Rahatlamıştım ve artık güneş de doğyordu. Bir iki durak daha geçtikten sonra partinin yapıldığı eve çok yakın bir yerde yani benim mahalleye yakın bir yere geldik ve ben tramvaydan indim.
97 numaralı tramvay‘ın kesiştiği duraktaydım artık ama ilk tramvayın geçmesi için daha yarım saat zaman vardı. Ben de yokuş yukarı parkın kenarından dolanarak 10 dakikalık bir yürüyüş ile evime vardım. İşte sokağıma girmeden önce arkamı dönerek Saint Gilles belediye binasını görüntüledim.
























