Skip navigation

Monthly Archives: May 2007

Kaldırımlar‘ı daha fazla kişinin ziyaret etmesi beni mutlu etse de, sizlerin de kaldırım maceralarını dinlemek istediğimi belirtirim.

Kaldırımlarda yakaladığını anları ve anıları iletişim sayfasını kullanarak ya da direk e-posta atarak bana iletebilirsiniz.

30may2007.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

Brüksel’in yağmur çamur ve bugün ortaya çıkan deli rüzgarından kaçıp evime, güzel İzmir’ime atmak istiyorum kendimi.

Geçen Eylül ayından kalan bu fotoğraftaki İzmir Kordon’da denize giren sokak çocuklarının kaldırımlara yansıyan mutluluklarına erişebilecek miyim acaba?

kordon

Bugünlerde çok bunaldım.

Kaldırımlarda, sokaklarda koşup kaybolmak istiyorum…

koŞu

Tüketim toplumuna dönen bir dünyada yaşamanın en somut örneği herhalde ağzına kadar tıka basa dolu bir çöp kutusu. İşte size her sabah beklediğim tramvay durağının yanıbaşındaki çöp kutusundan bir manzara ve kirlenen kaldırımlar…

full

Son günlerde daha çok kişi ile yolumuz kesişmekte kaldırımlar‘da…

Değerli ilginiz için çok teşekkürler.

24may2007.jpg

Geçen Cumartesi ekmek almak üzere köşe başındaki markete doğru yürürken anayolun trafiğe kapandığını ve ana baba günü şeklinde kalabalık olduğunu görüp gülümsedim. Yine yılın o beklediğim günü gelip çatmıştı. Mahallemdeki bit pazarı aktivitesi. Daha bu mahallede oturmazken yaklaşık iki yıl önce rastlamıştık, hem ufak tefek şeyler alıp hem de mahalleyi gezmiştim. Aklım kaldığı için olacak Sint Gillis’te evimi tuttum 2005′in sonbaharında ve o gün bugün Sonbahar ve İlkbahar dönemlerinde düzenlenen bu aktiviteyi merakla bekler oldum. Evimdeki şöminenin üzeri ufak tefek onlarca öteberi ile doldu. Ne yazık ki evim 40 metrekarecik! Bit pazarına tapmaktayım çünkü aklınıza gelecek her türlü ürünü bulmak mümkün. Ben kendimi dekorasyon ürünleri ile sınırlıyorum genelde.

bit pazari 2

Ancak bu sefer fazla mutlu ayrılmadım bit pazarından. Büyük bir heyecan ile almak istediğim antika rozetlerden hiç yoktu ortalıkta. Pek koleksiyonerler katılım göstermemiş anlaşılan. Eylül ayında elimi cebime nedense atamadığım 80′lerden kalma kaset çalan robot oyuncak gibi şeyler de yoktu ne yazık ki. Ekmek almayı boşverip fırından kaptığım croissantları kemirirken boydan boya dolaştım pazarı. Dikkatimi çeken tek şey ise bir video kamera idi.  Yashica marka 8mm video kamera sapasağlam görünüyordu ve kutusunun içindeydi. Hemen satmakta olan yaşlı amcadan izin isteyerek çömeşerek anlar gibi yaparak kurcaladım. Fiyatını korka korka sorduğum da ise beni hem sevindiren hem de biraz üzen bir cevap aldım. Sadece 10 Euro istiyordu demek ki bozuk olmalıydı dedim kendi kendime. Bozuksa bile güzel bir dekorasyon olacağı için kağıt parayı uzatırken çalışıp çalışmadığını da sordum. Çalışıyor dedi. Şimdi Brüksel’deki antika fotoğraf makinesi satışı ve tamiri yapan bir mağazaya gidip pil ve film kartuşu satın almam gerekiyor. Umarım çalışır da bir kaç gündür elimde tabanca gibi gezdirip oynadığım kameram gerçek işlevini de yerine getirir.

 bit pazari 1

Bit pazarında kamera harici bir de 80′lerin harika dizisi Alf’in Flamanca çocuk kitabını satın aldım. Hem üzerinde retro bir resim olduğu hem de yavaş yavaş ilerlettiğim Flamanca ile okuyup zaman geçiririm diye. Öğlene doğru bir arkadaşım ile buluşmak üzere şehir merkezine doğru giderken bit pazarı tüm canlılığı ile devam etmekteydi. Kamerama son olarak güzel müzik yapan lokal bir grup takıldı.

Mayıs başında babam ile Belçika sınırını aşarak Kuzey Fransa kıyılarını gezdik. İstikamet İkinci Dünya Savaşında önemli bir yer olan Dunkerque idi. İşte oldukça rüzgarlı bir Cumartesi öğleden sonrası esen rüzgara karşı içtiği sigarası ile sanki meydan okuyordu, bu beton banka sırtını dayamış genç adam. Belli ki bir şeye sinirlenmiş idi çünkü bağırıp çağırıyordu anlamadığım bir dilde ve sadece okyanusun köpüren dalgaları dinliyordu onu.

cigara

Daha önce İtalya’nın Varese şehrinde yakalamıştım meydanın ortasında gazete okuyan kişiyi. Aylar sonra bu sefer Porto’da karşıma çıktı kol değneklerine tutunup yere atılmış bir gazeteyi okuyan sevimli bir  dede.

gazete okuyan adam

Dün Brüksel şehir merkezinde bir arkadaşım ile buluştum. Borsa binasının hemen önündeki kaldırımlarda genellikle savaş karşıtı gösteriler ya da futbol maçları sonrasında kutlamalar gerçekleşir. Güneşli bir Cumartesi öğleni ise üç tane Çinli ve aralarına kaynayan bir zibidinin iç huzura ulaşma çabaları yaşanıyordu. Oldukça işlek caddenin ve kaldırımlarda dolanan benim gibi insanların tüm gürültülerine rağmen bu üçlünün surat ifadelerinden de anlaşılacağı gibi sanırım bambaşka bir yerlerde, bambaşka kaldırımlarda gezinmekteydiler. Nedersiniz?

huzur1

huzur2

Güzel evimin kapısının hemen önünde hünkemöller reklamını görünce hemen aklıma Türkiye’de geçen hafta yaşanan yasakçı örümcek beyinli zihniyet aklıma geldi. Brüksel’de bir çok reklam panolarını süslemekte 2007 yaz döneminin mayoları. Aksini düşünmek saçma değil mi zaten? Bu ülkedeki insanlar üç tarafı denizlerle çevrili cennet Türkiye’de yaşayan bizler kadar şanslı değil. Güneşi bir yılın içinde gördükleri günler bile sayılı. Elbette böyle olunca yaz tatilleri için bir çok plan yapılıyor. İşte bu nedenle reklam panolarının bir çoğunu Türkiye gibi turistik merkezler ya da mayo firmalarının reklamları kaplıyor. Şimdi Brüksel’liler daha mı ahlaksız oluyor? Dahası bu mayoları alanları ülkemize çağırmak üzere reklamlar veren Türk hükümeti dolaylı olarak ahlaksızlığı mı destekliyor? Saçmalıyorum değil mi? Buradan Türkiye’yi nasıl daha karanlığa götürebiliriz üzerine planlar projeler üretmekte olan İstanbul Büyükşehir Belediyesine sevgilerimi ve saygılırımı sunuyorum sadece…

mayo

Konu ile ilgili haberler:

http://www.ntvmsnbc.com/news/408192.asp

http://www.ntvmsnbc.com/news/408314.asp

http://www.ntvmsnbc.com/news/408416.asp

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 124 other followers